Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

12 Mart 2020 Perşembe

modem savaş aleler

Bu makalenin tüm hakları Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği’ne aittir. Önceden yazılı izin alınmadan hiç bir iletişim, kopyalama ya da yayın sistemi kullanılarak yeniden yayımlanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, satılamaz veya herhangi bir şekilde kamunun ücretli/ücretsiz kullanımına sunulamaz. Akademik ve haber amaçlı kısa alıntılar bu kuralın dışındadır. Aksi belirtilmediği sürece Uluslararası İlişkiler’de yayınlanan yazılarda belirtilen fikirler yalnızca yazarına/yazarlarına aittir. UİK Derneğini, editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.

pusu nedir

  • "Bir gece, pusuya düşürmek, arkasından vurmak tasarlanmıştı." (Halide Edip Adıvar)
  • "Sakarya galibiyeti, o güne kadar pek farkına varılmayan korkunç bir düğümün çözülmesine, sinmiş, pusuya yatmış kuvvetlerin meydana çıkmasına yol açmıştı." (Tarık 

  • Buğra)
  • Pusu nedir ne demektir? İlgili deyimler ve anlamları

    1. Birine saldırmak için saklanılarak beklenilen yer.
    2. Birine saldırmak, kötülük etmek ya da öldürmek için gizlice bekleme durumu.
      Pusu kuracak atlı kuvvetler yeri ve zamanı gelince önce düşmanı ok yağmuruna tutacak, daha sonra hızlı bir manevra ile düşmanı kuşatacaklar. (İlgili cümle kaynağı: S. Dikmen)
    3. Birine saldırmak için saklanarak beklenilen yer:
            "Gözleri ışıl ışıl yanan bir kara kedi gibi pusudaydı.
pusu nedir ile ilgili görsel sonucu

11 Mart 2020 Çarşamba

En Büyük savuma aleti nedir?

Savaş Tarihinin En Büyükleri

Savaşlar doğal olarak insan aptallığının ulaşabildiği en yüksek noktalar. Kendisini milletlere, dinlere, ideolojilere veya saçma sapan sınırlara ayırıp her sene 1 trilyon doları silahlanmaya ayıran insanoğlunun bu durumdan memnun olması da ayrı bir ilginçlik. Bu kadar parayla dünyadaki bütün sorunların kısa sürede çözüleceği bilmek insanı daha da düşündürüyor. Asıl kötü olansa bu sistemi en çok savunanların, bu sistemden en çok zarar görenler olması.
Bu yazıda savaş tarihinin birkaç en büyüğünü incelemek istiyorum, umarım zevkle okursunuz. Gerçi ne zevki varsa?

1) En Büyük Silah: Tank

Gustav savaş tarihinde kullanılmış en büyük silahtı.
Almanca ismiyle “Schwerer Gustav” tam 45 metre uzunluğunda ve 1250 ton ağırlığındaydı. Eğer bu canavarın büyüklüğünü anlamakta zorlanıyorsanız aşağıdaki resime bakın:
Merminin hemen arkasında duran tank oyuncak değil :) Gustav’ın kullandığı mermilerin her biri yaklaşık 3 metre uzunluğunda ve 90 santim genişliğindeydi. 6,5 ton ağırlığındaydılar ve Gustav onları 40 km uzağa fırlatabiliyordu. Mermileri yüklemek için yarım saat gerekiyordu.
Savaşın neden bu aleti sahneye sürdükleri an bitmediğini merak ediyorsanız, bu şeyin ne kadar kullanılmaz olduğunu bilmeniz gerekiyor. Monte edilip, ateşe hazır hale getirilmesi için 250 adam, ve sonra onu dünyada kullanabilecekleri büyüklükteki tek ülke olan Rusya’ya taşıyacak ikiz rayların döşenmesi için bir 2500 adam daha gerekiyordu.
Almanlar, Gustav’ın 800 mm’lik silahını bir tanka monte etmeyi düşündüler ve adını da Landkreuzer P. 1500 Monster koydular ama ne yazık ki tank dizayn aşamasını hiç geçemedi.

2) En Büyük Kara Savaşı: Tank

Kursk Savaşı, Nazi Almanyası’nın 1943 yılında SSCB’ye karşı giriştiği Blitzkrieg saldırısıydı.
1942 yaz saldırısında başlayan Stalingrad macerası Wehrmacht için faciaya dönüşünce, Almanlar Doğu Cephesinde her yerde geri çekilmeye başladı ve bu geri çekiliş Kharkov’un Almanlar tarafından tekrar alınmasıyla son buldu. Meydana gelen cephe hattında bir çıkıntı oluştu ve Hitler, 1943 Yaz Saldırısında bu bölgedeki Kızıl Ordu birliklerini kuşatıp, yok etmeyi planlıyordu.
Peki Almanlar ve Ruslar savaşı ne oranda ciddiye alıyordu? Saldıran tarafın rakamlarına bakın:
800.000 asker, 3000’e yakın tank, 2000’den fazla uçak, 10.000’den fazla top, havan topu, ve diğer silahlar.
Bu, insanlık tarihinde tek bir savaş için bir araya getirilmiş en büyük saldırı gücüydü. Peki bu gücü nasıl bir başka güç durdurabilirdi?
2.000.000’a yakın asker, 5000’den fazla tank, 5000’e yakın uçak, 25.000 top, havan topu ve diğer silahlar.
Bu, insanlık tarihinde tek bir savaş için bir araya getirilmiş en büyük defans gücüydü. Hitler, yeni gelen Panther ve Tiger tanklarının sayısının artması için operasyonu sürekli ileri bir tarihe erteledi ve böylece Ruslar, Kursk Çıkıntısını yeryüzünün en iyi korunan bölgesi haline getirdiler. Sovyet defans hattı 250 km’den uzun ve 90 km’den derindi. Toplam 5.000 km siper kazdılar ve 1 milyondan fazla mayın döşediler.
5 Temmuz’da operasyon başladığında iki ordu tarihin en büyük meydan savaşında yüz yüze geldi. 17 Temmuz’da, Almanlar “artık yeter” dediğinde 7.000’e yakın tank savaş alanında yanıyordu. Neredeyse 5000 uçak dumanlar içinde enkaz haline gelmişti.
Ve 1.000.000’dan fazla asker cansız bir halde yatıyordu.
Diğer bir açıdan bakarsak, bu sayı şu güne kadar Türk milletinin yaptığı tüm savaşlarda ölen askerlerinin toplamından fazla.
Peki savaşı kim kazandı? Aslında Almanya savaşı kazanmaya doğru gidiyordu; fakat Hitler kazanmaya az kalmışken durumu çok kötü tahlil etti ve saldırıyı iptal etti. Sonuçta SSCB çok, çok daha fazla kayıp verdi. Ama SSCB’nin ölen askerlerinin yerini dolduracak kadar yedek gücü ve kaybettikleri silahları tekrar üretebilecekleri sanayisi vardı. Oysa Alman sanayisi müttefikler tarafından sürekli bombalıyordu ve ham maddeleri yoktu. Kursk Savaşı sonunda SSCB insiyatifi tamamen eline geçirdi ve Almanlar Berlin’e kadar sürekli geri çekilmeye

En Büyük Savaş Nerde Olmuştur ?

1918'den 2018'de aynı soru: Yeni bir Büyük Savaş çıkar mı?


Birinci Dünya Savaşı sırasında Brugge kentinde Alman ordusunun ele geçirdiği İngiliz askerlerinin fotoğrafı, kentin günümüzdeki fotoğrafıyla birlikteTelif hakkı
Image caption

Başlangıcının 100. yıldönümü olan 1914'ten bu yana 1. Dünya Savaşı'nı tartışıyoruz. 11 Kasım 2018, savaşı bitiren ateşkesin 100. yıldönümüydü. Aklımızda hep "Yeni bir Büyük Savaş çıkar mı?" sorusu var. Bu soruya iyimser bir cevap vermek istiyoruz ama dün ile bugün arasındaki benzerlikler o kadar korkutucu ki...
Uzun ekonomik durgunluk içinde yükselen milliyetçi-popülist dalga (ABD'de Trump rejimi, İngiltere'de Brexit, Almanya'da AfD, İtalya'da aşırı sağcı ırkçı hükümet), büyük güçler arası rekabet ve hızlanan silahlanma yarışı "Yeni bir Büyük Savaş çıkar mı?" sorusuna iyimser bir yanıt bulmayı daha da zorlaştırıyor.
9 ve 10 Kasım günleri de, Almanya'da Kristallnacht saldırılarının 80. yıldönümüydü. 1938'de ülke çapında Yahudi vatandaşların iş yerlerini hedef alan saldırılar esasında, 6 milyon Yahudi'nin ölümüne yol açacak olan soykırım sürecini fiilen başlatan felaketti.
Almanya, Avusturya ve İsrail dışında çok az yazar, "Nasıl oldu da o noktaya gelindi?", "Aynı olaylar bir daha olur mu?" gibi sorulara ilgi gösterdi. Halbuki, Büyük Savaş'ın harekete geçirdiği duyarlılıklarla ve bitiş biçimiyle, Kristallnacht ve Yahudi Soykırımı felaketlerine giden süreç arasında çok sıkı bağlar vardı.

Büyük yanılsama ve gerçek

Büyük Savaş'tan önceki yıllarda ekonomik, teknolojik gelişmelerin, kültürel canlılığın etkisiyle Avrupa'da büyük bir iyimserlik vardı. İngiliz gazeteci Norman Angell'in 1910'da yayımlanan "The Great Illusion" (Büyük İllüzyon) kitabı çok satanlar listesindeydi. Kitap, bugün küreselleşme olarak bildiğimiz sürecin, o günkü biçimlerini övgüyle ve umutla betimliyor, Avrupa ve dünya ekonomileri arasındaki "geri çevrilemez" olduğunu düşündüğü bütünleşmeye bakarak artık büyük bir barış dönemine girildiğini savunuyordu. Çünkü, savaş herkesin ekonomik çıkarlarına aykırıydı.
Savaş'tan önceki barış günlerinde, ulaşım ve iletişim alanındaki otomobil, uçak, telgraf, telefon gibi teknolojik gelişmeler; paranın, malların insanların dolaşımını hızlandırıyor, mesafeleri kısaltıyordu. Dünya ekonomisi hızla daha da entegre oluyor, yeni bir küresel ekonomi ve yeni bir bütünleşmiş dünya algısı gelişiyordu.

Gerçekteyse o dünya düzeni dağılmaya başlamıştı. İngiltere hegemonyası geriliyor, yeni güçler yükseliyor, bunlar kendilerine yeni yaşam alanları açmak, sömürgeler edinmek için yarışıyorlardı. Yeni teknolojik gelişmeler yeni silahlar yaratıyor, silahlanma yarışını hızlandırıyor, silah sanayinin ekonomik siyasi etkisini büyütüyordu. Demokrasi arzusu, hızla yükselmekte olan milliyetçi akımlar, zamanın imparatorluklarının sınırlarına artık sığmıyordu.
ABD ve Avrupa'da halk bankaların ve finansın aşırı gücünden yakınıyordu. Avusturya ve Almanya'da Yahudi düşmanlığı artıyordu. Asya'da Japonya yükseliyordu, Ortadoğu hızla karışıyordu. Komünist hareket bir taraftan, kadın hareketi öbür taraftan "uygarlığın yerleşik değerlerini" sarsıyordu.
Birinci Dünya Savaşı'nda Belçika'nın Ypres kentinde gerçekleşen yıkım ve günümüzTelif hakkıGETTY IMAGES
Image captionBirinci Dünya Savaşı'nda Belçika'nın Ypres kentinde gerçekleşen yıkım ve günümüz
Alman filozof Oswald Spengler, 1918 yılında yayımlanan ünlü yapıtı "Der Untergang des Abendlandes"'te (Batı'nın Çöküşü), Asya'nın yükselmeye başladığını vurgulıyor, savaşa atıfla "Batı uygarlığının" çökmeye, totaliter eğilimlerin egemen olmaya başladığını savunuyordu.
11 Kasım 1918'teki ateşkesle artık dünya tarihinde yeni, adeta Spengler'i, en azından bir süre için haklı çıkaracak bir sayfa açılıyordu. İrlandalı şair W.B Yates bu sayfa için "Merkez çöküyor, bir yalın anarşi geliyor üzerimize" diyecekti.
'Bir daha asla' ve diğer fanteziler
1. Dünya Savaşı'nda 16 milyon kişi hayatını kaybetti. Savaş milyonlarca can kaybıyla ve maddi- manevi yıkımla sonuçlanmakla kalmadı. Kimyasal silahların, uçakların, tankların da kullanıldığı vahşi bir katliam sahnesi oldu. İlk kez sivil halk hedef alınmış, katliamlar, zorunlu iskan, nüfus mübadeleleri, etnik temizlik, "modern zamanlarda" büyük acılara yol açarak eşi görülmemiş bir kültürel şok yaratmıştı.
Savaş bittiğinde, genel duygu ve inanç "Bir daha asla olmayacak!" yönündeydi. Ancak küreselleşme döneminin sonunu vurgulayan bu savaşın sonuçları, yeni bir Büyük Savaş'a açacaktı.
1. Dünya Savaşı'nın galiplerinden İngiltere, dünya düzenini koruyacak askeri ve ekonomik gücü yitirmişti. 1917'de savaşa giren; askeri, teknolojik, mali gücüyle sonucu belirleyen ABD yeni lider adayı olarak yükseliyordu. Ancak o da henüz yeni bir dünya düzeni kuracak konumdan uzaktı.

10 Şubat 2020 Pazartesi

genral lerin savaşta görevine

  1. general lerin savaÅŸta görevine ile ilgili görsel sonucuAnayasanın 5’nci maddesinde, “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
  2. Söz konusu hüküm ile devlete yüklenen görevlerin gerçekleştirilmesine yönelik olarak anayasanın 117’nci maddesinde Milli Güvenliğin sağlanması düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, ‘Başkomutanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî varlığından ayrılamayacağı ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunacağı, Millî Güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Cumhurbaşkanının sorumlu olduğu, Cumhurbaşkanınca atanan Genelkurmay Başkanının Silahlı Kuvvetlerin komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı namına yerine getireceği’ hükme bağlanmıştır.
  3. Bu çerçevede 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarının görev ve yetkileri aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:
    1. “Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları Milli Savunma Bakanına bağlıdır. Cumhurbaşkanı gerekli gördüğünde Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanları ve bağlılarından doğrudan bilgi alabilir, bunlara doğrudan emir verebilir. Verilen emir herhangi bir makamdan onay alınmaksızın derhal yerine getirilir.
    2. Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları Milli Savunma Bakanına ayrı ayrı bağlı ve sorumludur.
    3. Genelkurmay Başkanlığı ile Kuvvet Komutanlıklarının teşkilatı Milli Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşunda gösterilir.
    4. Genelkurmay Başkanı Cumhurbaşkanı namına Silahlı Kuvvetlerin komutanıdır. Genelkurmay Başkanı savaşta başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getirir.
    5. Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin savaşa hazırlanmasında personel, istihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile ana programları hazırlayarak Milli Savunma Bakanının onayına sunar. Bunlardan;
      1. (1) İstihbarat, harekât, teşkilat ve eğitim hizmetlerinin Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığına bağlı kuruluşlar vasıtasıyla uygulanmasını sağlar.
      2. (2) Personel hizmetleri, özel kanunlarına ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesine göre yürütülür.
    6. Lojistik ve tedarik hizmetleri için tespit etmiş olduğu ilke, öncelik ve ana programlar ile askeri okullardaki eğitim ve öğretim hizmetlerine ilişkin önerilerini, bu hizmetleri yürütecek olan Milli Savunma Bakanlığına bildirir.
    7. Uluslararası yapılacak anlaşma ve antlaşmaların askeri yönlerinin tayininde ve uygulama esaslarının tespitinde Genelkurmay Başkanının mütalaası alınır. Gerektiğinde bu toplantılara katılır veya temsilci gönderir.
    8. Genelkurmay Başkanı; şahsen veya yetkili kılacağı kişi ve kuruluşlarla, görev ve yetkilerine ait konularda ilgili bakanlıklar, daireler ve kurumlar ile doğrudan yazışma yapabilir ve temaslarda bulunabilir."
  4. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerinin temel görevi;
    1. 211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesinde “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askerî gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır”,
    2. 211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 36’ncı maddesinde ise “Silahlı Kuvvetler, harp sanatını öğrenmek ve öğretmekle vazifelidir. Bu vazifenin ifası için lazım gelen tesisler ve teşkiller kurulur ve tedbirler alınır” şeklinde tanımlanmıştır.
  5. Bu görevlere ilave olarak Türk Silahlı Kuvvetleri;
    1. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/D Maddesi ile valilerin, “ilde çıkabilecek veya çıkan olayların, emrindeki kuvvetlerle önlenmesini mümkün görmedikleri veya önleyemedikleri; aldıkları tedbirlerin bu kuvvetlerle uygulanmasını mümkün görmedikleri veya uygulayamadıkları takdirde, diğer illerin kolluk kuvvetleriyle bu iş için tahsis edilen diğer kuvvetlerden yararlanmak amacıyla, İçişleri Bakanlığından ve gerekirse Kara Kuvvetleri Komutanlığının sınır birlikleri dahil olmak üzere en yakın kara, deniz ve hava birlik komutanlığından mümkün olan en hızlı vasıtalar ile müracaat ederek” yardım talebinde bulunmaları halinde kamu düzenini bozan her türlü toplumsal olayın engellenmesi maksadıyla kolluk güçlerine destek olmakta,
    2. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/J Maddesi ile “Genel kolluk kuvvetlerinin imkân ve kabiliyetlerini aşan durumlarda terörle mücadele için gerekli olması veya terör eylemlerinin kamu düzenini ciddi şekilde bozması hâlinde, İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine Cumhurbaşkanı kararıyla” Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevlendirilmesi durumunda, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda belirtilen yetkiler ile kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip olduğu yetkileri kullanarak verilen görevleri yerine getirmekte,
    3. Benzer şekilde, “Memleketin umumi emniyet ve asayiş işlerinden” sorumlu İçişleri Bakanı’nın, “bu işleri, kendi kanunları dairesinde hareket eden Emniyet Umum Müdürlüğü ile Umum Jandarma Komutanlığı ve icabında diğer bütün zabıta teşkilatı vasıtası ile ifa” edeceği ve “lüzum halinde Cumhurbaşkanı kararı ile ordu kuvvetlerinden” istifade edeceğine yönelik 3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 1’inci maddesi uyarınca, “umumi emniyet ve asayiş işlerinde” kolluk güçlerine destek sağlamakta,
    4. “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması” nedeniyle ilan edilen olağanüstü hal üzerine, 2935 Sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 21 ve 22’nci Maddeleri uyarınca valilerin “askerî birliklerden yardım istemesi halinde”, yardım istenen askerî birlikler “Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda belirtilen yetkiler ile kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip olduğu yetkileri kullanarak” olayların önlenmesinde kolluk güçlerine destek olmakta,
    5. Yer sarsıntısı, yangın, su basması, yer kayması, kaya düşmesi, çığ ve benzeri tabii afetlere 211 Sayılı İç Hizmet Kanunu Md.112 ve 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun Md.7 çerçevesinde yapılan yardımlara destek vermekte,
    6. 3497 Sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun Md.2 uyarınca kara sınırlarını korumak ve güvenliğini sağlamaktadır.

pasinler savaşı

Pasinler Savaşı ne zaman yaşanmıştır? Nedenleri ve sonuçları
Selçuklular ile Bizanslılar arasında yaşanan bu savaşın tarihteki önemi büyüktür. Yüzyıllık çarpışmalardaki ilk büyük meydan muharebesi olarak bilinir. Bizans'ın gücünü anlamak amacıyla yapılan bir savaş olarak da akıllara kazınmıştır. Pasinler Savaşı'nın nedenleri ve sonuçları aşağıda yer almaktadır. Bu savaşın tarihteki önemi ve hangi yıllar arasında kimlerle yapıldığına dair tüm b
Pasinler Savaşı öncesinde Bizans ordusu Anadolu topraklarında hâkimiyetini sürdürüyordu. Bu sırada devam eden Türk akınları ise Bizans ordusu tarafından durdurulmak isteniyordu. Ancak Büyük Selçuklu Devletinin amacı Anadolu'yu yurt edinmekti. Savaşın en büyük iki sebebi de budur.
Pasinler savaşı, 1048 yılında Erzurum sınırlarında bulunan Pasinler'de Büyük Selçuklu ve Bizans ordusu arasında yapılmıştır. Anca savaş sırasında Gürcü ve Ermeniler Bizans 
ordusunu desteklemiştir.ilgilere ulaşabilir

Tarihte yaşanan en önemli savaşlardan bir tanesidir. 18 Eylül 1048 tarihinde, Selçuklular ile Bizanslılar arasında yapılmıştır. ’nın nedenleri ve sonuçları tarih derslerinde öğrencilere anlatılmaktadır. Bu nedenle konuyla ilgili öğrenciler sık sık araştırmalar yapar.

moğl ve osmalı savaşı

lkemiz tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden geçiyor. Bu sıkıntıları atlatmak için moralli olmak lazım. Türk milleti tarihi boyunca birçok büyük felakete, krize maruz kaldı ama hepsinden bir şekilde çıkarak kendisini toparladı. Bunun en son örneklerinden biri 20. asrın başlarında yazılan Milli Mücadele destanıydı. 15 Temmuz'da da bir yenisi yazıldı. 
Tarihimizin en büyük felaketlerinden biri ise 

13. yüzyılda
MOĞOLLAR
Hunlardan itibaren Türk boylarıyla Moğol kabileleri arasında meydana gelen siyasi hakimiyet mücadelelerinde, Cengiz Han ortaya çıkana kadar genelde üstün olan taraf Türklerdi. Ancak Cengiz Han ve onun çocuklarının kurdukları Moğol devletleri birçok Türk devletini yıkıp, çeşitli Türk boylarını idareleri altına aldılar. Maveraünnehir bölgesinde Türklerin yaşadığı şehirler,  tarafından tahrip edildi ve milyonlarca Türk öldürüldü. Milyonlarca Türk ise batıya göç ederek canını kurtardı. Bu bölgedeki yeraltı sulama kanallarına varıncaya kadar her şey Moğollar tarafından yıkıldı, yakıldı.

çinlilerin savaşları

Japon-Çin savaşı, Çin’in iç istikrarsızlığından faydalanmak isteyen Japonya ve bölge ordusunun savaşla karışık yaptığı katliamdır. Japon askerlerinin savaş kazanıldıktan sonra bin bir güçlükle aldıkları Çinlilerin başkenti olan Nanking’de yaptıkları bu vahşete bütün dünya şahit olmuştur.Japon ve Çin hükümetleri arasında yaşanılanlardan sonra, Çin Milliyetçi Partisi başkenti Changgşing’e taşımıştır. 5 Kasım’da Japon ordusu harekâta devam ederek, Hangzhou Körfezine çıkarma yapmıştır. Japon genelkurmay başkanlığı Suzhou ile Jiaxing şehirlerini birbirine bağlayan bölgeye kadar ilerleme kararı almıştır. Alınan bu karardan sonra Japon ordusu 19 Kasım’da Suzhouy’u işgal etmiştir. Ardından Japon ordusu genelkurmay başkanlığını dinlemeden Wuxi şehrini de işgal etmiştir. 1 Aralık tarihinde Japon genelkurmay başkanlığı Nanjign’in işgaline karar vermiş ve Japonya 10 Aralıkta Nanjing’e de saldırmaya başlamışlardır. Nanking’de yapılanlar bir savaş değil adeta bir katliam olm
uştur. Bu olay tarihe Nanking Katliamı olarak geçmiştir.

mikrokefolon savaşı

miryokefalon savaşı ile ilgili görsel sonucuakın başlattığı 1071 Malazgirt zaferinden itibaren yurdun Türkleşmesi için öbek öbek Anadolu’ya akmaya devam ettiler. Bir yandan Bizans, entrika ve toprak kayıplarıyla uğraşırken, bir yandan ise Selçuklu Devleti Anadolu siyasi birliğini kurabilmek adına fetihlerine hız vermekteydi. Fakat Anadolu Bizans İmparatoru ve Selçuklu hükümdarının paylaşamayacağı kadar kıymetli bir kara parçasıydı. Bizans ve Selçuklu hükümranlıklarını ve yurdun kaderini değiştirecek olan ikinci savaş olan Miryokefalon Muharebesi sarp ve sığ geçitlerde Bizans ordularının büyük yenilgisiyle sonuçlanmıştı. 1176 Miryokefalon galibiyeti, Bizans için bir kıyım getirse bile Selçuklu Devleti diğer Türk beylikleriyle savaşmaya devam etmiştir. (1)Miryokefalon Muharebesi hakkında Türk ve İslam kaynaklarında ayrıntılı bilgiler olmamasına rağmen, bu galibiyet Türk tarihi ve Anadolu’nun Türkleşmesi için çok önemli bir adımdır. Devam eden Türk akınlarını durdurmak için harekete geçen Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, 1176 yılının bahar ayında büyük bir sefer hazırlığına girişmişti. Özellikle Doryleon ve Homa’nın kale şeklinde tahkim edilmesiyle başlayan tedbir alan imparator, Papa III. Alexandre’a mektup göndererek Haçlı ruhu ile Kılıç Arslan’a karşı ittifak çağrısında