Bu makalenin tüm hakları Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği’ne aittir. Önceden yazılı izin
alınmadan hiç bir iletişim, kopyalama ya da yayın sistemi kullanılarak yeniden yayımlanamaz,
çoğaltılamaz, dağıtılamaz, satılamaz veya herhangi bir şekilde kamunun ücretli/ücretsiz
kullanımına sunulamaz. Akademik ve haber amaçlı kısa alıntılar bu kuralın dışındadır.
Aksi belirtilmediği sürece Uluslararası İlişkiler’de yayınlanan yazılarda belirtilen fikirler
yalnızca yazarına/yazarlarına aittir. UİK Derneğini, editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.
"Bir gece, pusuya düşürmek, arkasından vurmak tasarlanmıştı."(Halide Edip Adıvar)
"Sakarya galibiyeti, o güne kadar pek farkına varılmayan korkunç bir düğümün çözülmesine, sinmiş, pusuya yatmış kuvvetlerin meydana çıkmasına yol açmıştı."(Tarık
Buğra)
Pusu nedir ne demektir? İlgili deyimler ve anlamları
Birine saldırmak için saklanılarak beklenilen yer.
Birine saldırmak, kötülük etmek ya da öldürmek için gizlice bekleme durumu. Pusu kuracak atlı kuvvetler yeri ve zamanı gelince önce düşmanı ok yağmuruna tutacak, daha sonra hızlı bir manevra ile düşmanı kuşatacaklar. (İlgili cümle kaynağı: S. Dikmen)
Birine saldırmak için saklanarak beklenilen yer: "Gözleri ışıl ışıl yanan bir kara kedi gibi pusudaydı.
Savaşlar doğal olarak insan aptallığının ulaşabildiği en yüksek noktalar. Kendisini milletlere, dinlere, ideolojilere veya saçma sapan sınırlara ayırıp her sene 1 trilyon doları silahlanmaya ayıran insanoğlunun bu durumdan memnun olması da ayrı bir ilginçlik. Bu kadar parayla dünyadaki bütün sorunların kısa sürede çözüleceği bilmek insanı daha da düşündürüyor. Asıl kötü olansa bu sistemi en çok savunanların, bu sistemden en çok zarar görenler olması.
Bu yazıda savaş tarihinin birkaç en büyüğünü incelemek istiyorum, umarım zevkle okursunuz. Gerçi ne zevki varsa?
1) En Büyük Silah: Tank
Gustav savaş tarihinde kullanılmış en büyük silahtı.
Almanca ismiyle “Schwerer Gustav” tam 45 metre uzunluğunda ve 1250 ton ağırlığındaydı. Eğer bu canavarın büyüklüğünü anlamakta zorlanıyorsanız aşağıdaki resime bakın:
Merminin hemen arkasında duran tank oyuncak değil :) Gustav’ın kullandığı mermilerin her biri yaklaşık 3 metre uzunluğunda ve 90 santim genişliğindeydi. 6,5 ton ağırlığındaydılar ve Gustav onları 40 km uzağa fırlatabiliyordu. Mermileri yüklemek için yarım saat gerekiyordu.
Savaşın neden bu aleti sahneye sürdükleri an bitmediğini merak ediyorsanız, bu şeyin ne kadar kullanılmaz olduğunu bilmeniz gerekiyor. Monte edilip, ateşe hazır hale getirilmesi için 250 adam, ve sonra onu dünyada kullanabilecekleri büyüklükteki tek ülke olan Rusya’ya taşıyacak ikiz rayların döşenmesi için bir 2500 adam daha gerekiyordu.
Almanlar, Gustav’ın 800 mm’lik silahını bir tanka monte etmeyi düşündüler ve adını da Landkreuzer P. 1500 Monster koydular ama ne yazık ki tank dizayn aşamasını hiç geçemedi.
2) En Büyük Kara Savaşı: Tank
Kursk Savaşı, Nazi Almanyası’nın 1943 yılında SSCB’ye karşı giriştiği Blitzkrieg saldırısıydı.
1942 yaz saldırısında başlayan Stalingrad macerası Wehrmacht için faciaya dönüşünce, Almanlar Doğu Cephesinde her yerde geri çekilmeye başladı ve bu geri çekiliş Kharkov’un Almanlar tarafından tekrar alınmasıyla son buldu. Meydana gelen cephe hattında bir çıkıntı oluştu ve Hitler, 1943 Yaz Saldırısında bu bölgedeki Kızıl Ordu birliklerini kuşatıp, yok etmeyi planlıyordu.
Peki Almanlar ve Ruslar savaşı ne oranda ciddiye alıyordu? Saldıran tarafın rakamlarına bakın:
800.000 asker, 3000’e yakın tank, 2000’den fazla uçak, 10.000’den fazla top, havan topu, ve diğer silahlar.
Bu, insanlık tarihinde tek bir savaş için bir araya getirilmiş en büyük saldırı gücüydü. Peki bu gücü nasıl bir başka güç durdurabilirdi?
2.000.000’a yakın asker, 5000’den fazla tank, 5000’e yakın uçak, 25.000 top, havan topu ve diğer silahlar.
Bu, insanlık tarihinde tek bir savaş için bir araya getirilmiş en büyük defans gücüydü. Hitler, yeni gelen Panther ve Tiger tanklarının sayısının artması için operasyonu sürekli ileri bir tarihe erteledi ve böylece Ruslar, Kursk Çıkıntısını yeryüzünün en iyi korunan bölgesi haline getirdiler. Sovyet defans hattı 250 km’den uzun ve 90 km’den derindi. Toplam 5.000 km siper kazdılar ve 1 milyondan fazla mayın döşediler.
5 Temmuz’da operasyon başladığında iki ordu tarihin en büyük meydan savaşında yüz yüze geldi. 17 Temmuz’da, Almanlar “artık yeter” dediğinde 7.000’e yakın tank savaş alanında yanıyordu. Neredeyse 5000 uçak dumanlar içinde enkaz haline gelmişti.
Ve 1.000.000’dan fazla asker cansız bir halde yatıyordu.
Diğer bir açıdan bakarsak, bu sayı şu güne kadar Türk milletinin yaptığı tüm savaşlarda ölen askerlerinin toplamından fazla.
Peki savaşı kim kazandı? Aslında Almanya savaşı kazanmaya doğru gidiyordu; fakat Hitler kazanmaya az kalmışken durumu çok kötü tahlil etti ve saldırıyı iptal etti. Sonuçta SSCB çok, çok daha fazla kayıp verdi. Ama SSCB’nin ölen askerlerinin yerini dolduracak kadar yedek gücü ve kaybettikleri silahları tekrar üretebilecekleri sanayisi vardı. Oysa Alman sanayisi müttefikler tarafından sürekli bombalıyordu ve ham maddeleri yoktu. Kursk Savaşı sonunda SSCB insiyatifi tamamen eline geçirdi ve Almanlar Berlin’e kadar sürekli geri çekilmeye
Başlangıcının 100. yıldönümü olan 1914'ten bu yana 1. Dünya Savaşı'nı tartışıyoruz. 11 Kasım 2018, savaşı bitiren ateşkesin 100. yıldönümüydü. Aklımızda hep "Yeni bir Büyük Savaş çıkar mı?" sorusu var. Bu soruya iyimser bir cevap vermek istiyoruz ama dün ile bugün arasındaki benzerlikler o kadar korkutucu ki...
Uzun ekonomik durgunluk içinde yükselen milliyetçi-popülist dalga (ABD'de Trump rejimi, İngiltere'de Brexit, Almanya'da AfD, İtalya'da aşırı sağcı ırkçı hükümet), büyük güçler arası rekabet ve hızlanan silahlanma yarışı "Yeni bir Büyük Savaş çıkar mı?" sorusuna iyimser bir yanıt bulmayı daha da zorlaştırıyor.
9 ve 10 Kasım günleri de, Almanya'da Kristallnacht saldırılarının 80. yıldönümüydü. 1938'de ülke çapında Yahudi vatandaşların iş yerlerini hedef alan saldırılar esasında, 6 milyon Yahudi'nin ölümüne yol açacak olan soykırım sürecini fiilen başlatan felaketti.
Almanya, Avusturya ve İsrail dışında çok az yazar, "Nasıl oldu da o noktaya gelindi?", "Aynı olaylar bir daha olur mu?" gibi sorulara ilgi gösterdi. Halbuki, Büyük Savaş'ın harekete geçirdiği duyarlılıklarla ve bitiş biçimiyle, Kristallnacht ve Yahudi Soykırımı felaketlerine giden süreç arasında çok sıkı bağlar vardı.
Büyük yanılsama ve gerçek
Büyük Savaş'tan önceki yıllarda ekonomik, teknolojik gelişmelerin, kültürel canlılığın etkisiyle Avrupa'da büyük bir iyimserlik vardı. İngiliz gazeteci Norman Angell'in 1910'da yayımlanan "The Great Illusion" (Büyük İllüzyon) kitabı çok satanlar listesindeydi. Kitap, bugün küreselleşme olarak bildiğimiz sürecin, o günkü biçimlerini övgüyle ve umutla betimliyor, Avrupa ve dünya ekonomileri arasındaki "geri çevrilemez" olduğunu düşündüğü bütünleşmeye bakarak artık büyük bir barış dönemine girildiğini savunuyordu. Çünkü, savaş herkesin ekonomik çıkarlarına aykırıydı.
Savaş'tan önceki barış günlerinde, ulaşım ve iletişim alanındaki otomobil, uçak, telgraf, telefon gibi teknolojik gelişmeler; paranın, malların insanların dolaşımını hızlandırıyor, mesafeleri kısaltıyordu. Dünya ekonomisi hızla daha da entegre oluyor, yeni bir küresel ekonomi ve yeni bir bütünleşmiş dünya algısı gelişiyordu.
Gerçekteyse o dünya düzeni dağılmaya başlamıştı. İngiltere hegemonyası geriliyor, yeni güçler yükseliyor, bunlar kendilerine yeni yaşam alanları açmak, sömürgeler edinmek için yarışıyorlardı. Yeni teknolojik gelişmeler yeni silahlar yaratıyor, silahlanma yarışını hızlandırıyor, silah sanayinin ekonomik siyasi etkisini büyütüyordu. Demokrasi arzusu, hızla yükselmekte olan milliyetçi akımlar, zamanın imparatorluklarının sınırlarına artık sığmıyordu.
ABD ve Avrupa'da halk bankaların ve finansın aşırı gücünden yakınıyordu. Avusturya ve Almanya'da Yahudi düşmanlığı artıyordu. Asya'da Japonya yükseliyordu, Ortadoğu hızla karışıyordu. Komünist hareket bir taraftan, kadın hareketi öbür taraftan "uygarlığın yerleşik değerlerini" sarsıyordu.
Telif hakkıGETTY IMAGESImage captionBirinci Dünya Savaşı'nda Belçika'nın Ypres kentinde gerçekleşen yıkım ve günümüz
Alman filozof Oswald Spengler, 1918 yılında yayımlanan ünlü yapıtı "Der Untergang des Abendlandes"'te (Batı'nın Çöküşü), Asya'nın yükselmeye başladığını vurgulıyor, savaşa atıfla "Batı uygarlığının" çökmeye, totaliter eğilimlerin egemen olmaya başladığını savunuyordu.
11 Kasım 1918'teki ateşkesle artık dünya tarihinde yeni, adeta Spengler'i, en azından bir süre için haklı çıkaracak bir sayfa açılıyordu. İrlandalı şair W.B Yates bu sayfa için "Merkez çöküyor, bir yalın anarşi geliyor üzerimize" diyecekti.
'Bir daha asla' ve diğer fanteziler
1. Dünya Savaşı'nda 16 milyon kişi hayatını kaybetti. Savaş milyonlarca can kaybıyla ve maddi- manevi yıkımla sonuçlanmakla kalmadı. Kimyasal silahların, uçakların, tankların da kullanıldığı vahşi bir katliam sahnesi oldu. İlk kez sivil halk hedef alınmış, katliamlar, zorunlu iskan, nüfus mübadeleleri, etnik temizlik, "modern zamanlarda" büyük acılara yol açarak eşi görülmemiş bir kültürel şok yaratmıştı.
Savaş bittiğinde, genel duygu ve inanç "Bir daha asla olmayacak!" yönündeydi. Ancak küreselleşme döneminin sonunu vurgulayan bu savaşın sonuçları, yeni bir Büyük Savaş'a açacaktı.
1. Dünya Savaşı'nın galiplerinden İngiltere, dünya düzenini koruyacak askeri ve ekonomik gücü yitirmişti. 1917'de savaşa giren; askeri, teknolojik, mali gücüyle sonucu belirleyen ABD yeni lider adayı olarak yükseliyordu. Ancak o da henüz yeni bir dünya düzeni kuracak konumdan uzaktı.