Anayasanın 5’nci maddesinde, “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
- Söz konusu hüküm ile devlete yüklenen görevlerin gerçekleştirilmesine yönelik olarak anayasanın 117’nci maddesinde Milli Güvenliğin sağlanması düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, ‘Başkomutanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî varlığından ayrılamayacağı ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunacağı, Millî Güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Cumhurbaşkanının sorumlu olduğu, Cumhurbaşkanınca atanan Genelkurmay Başkanının Silahlı Kuvvetlerin komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı namına yerine getireceği’ hükme bağlanmıştır.
- Bu çerçevede 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarının görev ve yetkileri aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:
- “Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları Milli Savunma Bakanına bağlıdır. Cumhurbaşkanı gerekli gördüğünde Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanları ve bağlılarından doğrudan bilgi alabilir, bunlara doğrudan emir verebilir. Verilen emir herhangi bir makamdan onay alınmaksızın derhal yerine getirilir.
- Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları Milli Savunma Bakanına ayrı ayrı bağlı ve sorumludur.
- Genelkurmay Başkanlığı ile Kuvvet Komutanlıklarının teşkilatı Milli Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşunda gösterilir.
- Genelkurmay Başkanı Cumhurbaşkanı namına Silahlı Kuvvetlerin komutanıdır. Genelkurmay Başkanı savaşta başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getirir.
- Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin savaşa hazırlanmasında personel, istihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile ana programları hazırlayarak Milli Savunma Bakanının onayına sunar. Bunlardan;
- (1) İstihbarat, harekât, teşkilat ve eğitim hizmetlerinin Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığına bağlı kuruluşlar vasıtasıyla uygulanmasını sağlar.
- (2) Personel hizmetleri, özel kanunlarına ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesine göre yürütülür.
- Lojistik ve tedarik hizmetleri için tespit etmiş olduğu ilke, öncelik ve ana programlar ile askeri okullardaki eğitim ve öğretim hizmetlerine ilişkin önerilerini, bu hizmetleri yürütecek olan Milli Savunma Bakanlığına bildirir.
- Uluslararası yapılacak anlaşma ve antlaşmaların askeri yönlerinin tayininde ve uygulama esaslarının tespitinde Genelkurmay Başkanının mütalaası alınır. Gerektiğinde bu toplantılara katılır veya temsilci gönderir.
- Genelkurmay Başkanı; şahsen veya yetkili kılacağı kişi ve kuruluşlarla, görev ve yetkilerine ait konularda ilgili bakanlıklar, daireler ve kurumlar ile doğrudan yazışma yapabilir ve temaslarda bulunabilir."
- Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerinin temel görevi;
- 211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesinde “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askerî gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır”,
- 211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 36’ncı maddesinde ise “Silahlı Kuvvetler, harp sanatını öğrenmek ve öğretmekle vazifelidir. Bu vazifenin ifası için lazım gelen tesisler ve teşkiller kurulur ve tedbirler alınır” şeklinde tanımlanmıştır.
- Bu görevlere ilave olarak Türk Silahlı Kuvvetleri;
- 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/D Maddesi ile valilerin, “ilde çıkabilecek veya çıkan olayların, emrindeki kuvvetlerle önlenmesini mümkün görmedikleri veya önleyemedikleri; aldıkları tedbirlerin bu kuvvetlerle uygulanmasını mümkün görmedikleri veya uygulayamadıkları takdirde, diğer illerin kolluk kuvvetleriyle bu iş için tahsis edilen diğer kuvvetlerden yararlanmak amacıyla, İçişleri Bakanlığından ve gerekirse Kara Kuvvetleri Komutanlığının sınır birlikleri dahil olmak üzere en yakın kara, deniz ve hava birlik komutanlığından mümkün olan en hızlı vasıtalar ile müracaat ederek” yardım talebinde bulunmaları halinde kamu düzenini bozan her türlü toplumsal olayın engellenmesi maksadıyla kolluk güçlerine destek olmakta,
- 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/J Maddesi ile “Genel kolluk kuvvetlerinin imkân ve kabiliyetlerini aşan durumlarda terörle mücadele için gerekli olması veya terör eylemlerinin kamu düzenini ciddi şekilde bozması hâlinde, İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine Cumhurbaşkanı kararıyla” Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevlendirilmesi durumunda, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda belirtilen yetkiler ile kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip olduğu yetkileri kullanarak verilen görevleri yerine getirmekte,
- Benzer şekilde, “Memleketin umumi emniyet ve asayiş işlerinden” sorumlu İçişleri Bakanı’nın, “bu işleri, kendi kanunları dairesinde hareket eden Emniyet Umum Müdürlüğü ile Umum Jandarma Komutanlığı ve icabında diğer bütün zabıta teşkilatı vasıtası ile ifa” edeceği ve “lüzum halinde Cumhurbaşkanı kararı ile ordu kuvvetlerinden” istifade edeceğine yönelik 3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 1’inci maddesi uyarınca, “umumi emniyet ve asayiş işlerinde” kolluk güçlerine destek sağlamakta,
- “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması” nedeniyle ilan edilen olağanüstü hal üzerine, 2935 Sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 21 ve 22’nci Maddeleri uyarınca valilerin “askerî birliklerden yardım istemesi halinde”, yardım istenen askerî birlikler “Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda belirtilen yetkiler ile kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip olduğu yetkileri kullanarak” olayların önlenmesinde kolluk güçlerine destek olmakta,
- Yer sarsıntısı, yangın, su basması, yer kayması, kaya düşmesi, çığ ve benzeri tabii afetlere 211 Sayılı İç Hizmet Kanunu Md.112 ve 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun Md.7 çerçevesinde yapılan yardımlara destek vermekte,
- 3497 Sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun Md.2 uyarınca kara sınırlarını korumak ve güvenliğini sağlamaktadır.
Türkler, ordu-millet anlayışını benimsemiş ve tarih boyunca ordularına büyük önem addetmişlerdir. Kadim Türklerin göçebe yaşam tarzları dolayısıyla sürekli at üstünde ve askeri talimle geçen hayatları, bugün yerleşik düzende yaşayan Türk devletleri ve topluluklarının sahip oldukları toprakların temelini oluşturmuş ve bizleri şanlı bir mirasın varisçileri kılmıştır.
q
Türkler, diğer birçok millet gibi yalnızca savaşlarda toplanan ve sonrasında dağılan bir ordu yerine, kurumsallaşmış ve her türlü saldırıya karşı hazır bulunan bir ordu sistemini benimsemişlerdir. Büyük Hun Devleti ordusu bu anlamda kurumsal bir yapıda düzenlenen tarihteki ilk Türk ordusu olarak kayıtlara geçmiştir.
İlk düzenli Türk ordusu, Büyük Hun Devleti hükümdarı Mete Han tarafından10.000 atlıdan oluşan bir tümen olarak kurulmuştur. Türk tarihi açısından çok önemli bu durum nedeniyle Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş tarihi, Mete Han'ın tahta çıkış tarihi olan M.Ö. 209 yılı olarak kabul edilmiştir.

Mete Han
İlk düzenli ordunun Tümen olarak adlandırıldığı bu sistemde ordunun başında "Tümenbaşı" bulunuyordu. Tümene bağlı olan 1000 kişiden oluşan birliğe "Binbaşı", Binli birliğe bağlı 100 kişiden oluşan birliğe "Yüzbaşı" ve her Yüzlü birliğe bağlı 10 kişiden oluşan Onlu birliğe "Onbaşı" rütbelerine sahip birer komutan emir komuta sistemi içerisinde kumanda ediyordu. Bu yapılanma günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından da kullanılmaktadır.
İlk düzenli ordunun Tümen olarak adlandırıldığı bu sistemde ordunun başında "Tümenbaşı" bulunuyordu. Tümene bağlı olan 1000 kişiden oluşan birliğe "Binbaşı", Binli birliğe bağlı 100 kişiden oluşan birliğe "Yüzbaşı" ve her Yüzlü birliğe bağlı 10 kişiden oluşan Onlu birliğe "Onbaşı" rütbelerine sahip birer komutan emir komuta sistemi içerisinde kumanda ediyordu. Bu yapılanma günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından da kullanılmaktadır.
Atlı birliklerden oluşan ilk Türk ordularında Kılıç, kalkan, mızrak, ok ve yay gibi silahlar kullanılıyordu.
Türk Savaş Taktikleri
Türk savaş sistemi keşif, yıpratma-yorma savaşları ve baskınlar üzerine kurulmuştur. Süratin savaştaki öneminin fakında olan Türk orduları, atın sağladığı sürat avantajını çok iyi kullanmışlardır. Atlı birlikler savaş esnasında çok hızlı bir şekilde dağılıp toplanabiliyor, hareket halinde yaptıkları ok atışlarıyla savaşın kaderini belirliyorlardı.
Türk savaş stratejileri açısından savaş meydanının keşfini yapmak ve düşmandan önce savaş meydanına gelerek önemli noktaları tutmak asla ihmal edilmezdi. Coğrafi koşullar göz önünde bulundurulur, stratejik noktalar düşmandan önce tutulurdu.
Savaş esnasında Hilal Taktiği, Turan Taktiği ve Kurt Kapanı olarak adlandırılan yöntem kullanılırdı. Bu savaş stratejisi, Malazgirt Meydan Muharebesi, Niğbolu savaşı ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi'nde başarıyla uygulanarak diğer milletlerin ordularına da ilham olmuştur.
Hilal Taktiği (Kurt Kapanı-Turan Taktiği)

Tarihte büyük Türk ordularının tamamında kullanıldığı şekliyle Osmanlı ordusu tarafından da sıklıkla kullanılan bir stratejidir.
Bu savaş stratejisi iki aşamalı olarak uygulanırdı. İlk aşamada "Sahte Ricat" olarak adlandırılan geri çekilme taktiği uygulanırdı. Okçu birlikler oklarıyla düşmanın savunmada kalmasını sağlar ve ardından öncü birlikler hücuma geçerdi. Öncü birliklerin kısa sürecek olan saldırısının hedefi düşman ordusunun mukavemetini test ederken yormak ve düşmanı pusu kurulacak alana çekmekti.
Kısa süren bu hamlenin ardından öncü birlik süratle geri çekilirdi. Atlı birlikler sahte kaçış esnasında ok atışlarıyla büyük kayıplar verdirirlerdi. Düşman pusu kurulan alana kadar çekildiğinde emir komuta zinciri kopuyor ve düşman ordusu tamamen düzensiz hale gelmiş oluyordu.
Durumu farkeden düşman ordusu için artık çok zorlu bir süreç başlıyordu. Türk ordusu artık "İmha" aşamasına geçiyor ve düşmanını alt etmek için birkaç saat yetiyordu. Coğrafi koşulları çok iyi kullanan Türk ordusu, stratejik noktalara kurduğu pusu sayesinde herşeyin bittiğini farkeden düşmanını tamamen imha ediyordu.
Yarım Çark Taktiği

Bozkır Taktiği olarak da adlandırılan bu stratejide düşman ile vücut teması sağlanmıyordu. Düşman kuvvetlerine ok atım mesafesi olan 40-50 metre mesafede konuşlanan atlı birlikler, bir halka şeklinde sürekli hareket halinde oluyordu. En önde olanlar oklarını attıktan sonra yerini ardından gelenlere bırakıyor ve tekrar döngü başa dönene dek okunu yayına yerleştirirken dinlenme fırsatı buluyordu.
Yarım Çark taktiği; Hun, Göktürk, Uygur, Gazneli, Karahanlı ve Selçuklu tarafından birçok harpte kullanılmış bir yöntemdir.
Kurtcebe Taktiği

İlk olarak Rus ordularına karşı uygulanan bu strateji, düşmanın güçlü ve sayıca üstün olduğu durumlarda uygulanıyordu. Türk ordusu düşman unsurlarına karşı küçük gruplara dağılarak savaş alanını genişletirdi. Bu duruma uyum sağlamaya çalışan düşman ordusu alanı genişletmek için yayıldığında pozisyonunu kaybeder ve düzensiz hale gelirdi. Savaş geniş bir alanda başladıktan sonra Türk atlıları süratle birleşerek tek bir noktadan saldırıya geçer ve şaşkınlık yaşayan düşmanına karşı hakimiyeti ele geçirirdi.
SAD Planı
SAD harfinden esinlenilerek hazırlanan bu stratejide atlı birlikler düşmanın kaçış güzergahını tutmak için SAD harfinin kuyruk bölümüne konuşlanırdı. Sarma ve saldırı harekatı olarak düzenlenen bu planda ordunun bir bölümü SAD harfinin güneyine, diğer bölümü doğusuna konuşlanırdı.
Büyük Taarruz’da başarıyla uygulanan bu strateji, Yunan ordusunun savaşı kaybetmesine neden olan taktik olarak tarihe geçmiştir.
İlk olarak Rus ordularına karşı uygulanan bu strateji, düşmanın güçlü ve sayıca üstün olduğu durumlarda uygulanıyordu. Türk ordusu düşman unsurlarına karşı küçük gruplara dağılarak savaş alanını genişletirdi. Bu duruma uyum sağlamaya çalışan düşman ordusu alanı genişletmek için yayıldığında pozisyonunu kaybeder ve düzensiz hale gelirdi. Savaş geniş bir alanda başladıktan sonra Türk atlıları süratle birleşerek tek bir noktadan saldırıya geçer ve şaşkınlık yaşayan düşmanına karşı hakimiyeti ele geçirirdi.





