Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

10 Şubat 2020 Pazartesi

genral lerin savaşta görevine

  1. general lerin savaÅŸta görevine ile ilgili görsel sonucuAnayasanın 5’nci maddesinde, “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
  2. Söz konusu hüküm ile devlete yüklenen görevlerin gerçekleştirilmesine yönelik olarak anayasanın 117’nci maddesinde Milli Güvenliğin sağlanması düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, ‘Başkomutanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî varlığından ayrılamayacağı ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunacağı, Millî Güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Cumhurbaşkanının sorumlu olduğu, Cumhurbaşkanınca atanan Genelkurmay Başkanının Silahlı Kuvvetlerin komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı namına yerine getireceği’ hükme bağlanmıştır.
  3. Bu çerçevede 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarının görev ve yetkileri aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:
    1. “Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları Milli Savunma Bakanına bağlıdır. Cumhurbaşkanı gerekli gördüğünde Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanları ve bağlılarından doğrudan bilgi alabilir, bunlara doğrudan emir verebilir. Verilen emir herhangi bir makamdan onay alınmaksızın derhal yerine getirilir.
    2. Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları Milli Savunma Bakanına ayrı ayrı bağlı ve sorumludur.
    3. Genelkurmay Başkanlığı ile Kuvvet Komutanlıklarının teşkilatı Milli Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşunda gösterilir.
    4. Genelkurmay Başkanı Cumhurbaşkanı namına Silahlı Kuvvetlerin komutanıdır. Genelkurmay Başkanı savaşta başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getirir.
    5. Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin savaşa hazırlanmasında personel, istihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile ana programları hazırlayarak Milli Savunma Bakanının onayına sunar. Bunlardan;
      1. (1) İstihbarat, harekât, teşkilat ve eğitim hizmetlerinin Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığına bağlı kuruluşlar vasıtasıyla uygulanmasını sağlar.
      2. (2) Personel hizmetleri, özel kanunlarına ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesine göre yürütülür.
    6. Lojistik ve tedarik hizmetleri için tespit etmiş olduğu ilke, öncelik ve ana programlar ile askeri okullardaki eğitim ve öğretim hizmetlerine ilişkin önerilerini, bu hizmetleri yürütecek olan Milli Savunma Bakanlığına bildirir.
    7. Uluslararası yapılacak anlaşma ve antlaşmaların askeri yönlerinin tayininde ve uygulama esaslarının tespitinde Genelkurmay Başkanının mütalaası alınır. Gerektiğinde bu toplantılara katılır veya temsilci gönderir.
    8. Genelkurmay Başkanı; şahsen veya yetkili kılacağı kişi ve kuruluşlarla, görev ve yetkilerine ait konularda ilgili bakanlıklar, daireler ve kurumlar ile doğrudan yazışma yapabilir ve temaslarda bulunabilir."
  4. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerinin temel görevi;
    1. 211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesinde “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askerî gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır”,
    2. 211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 36’ncı maddesinde ise “Silahlı Kuvvetler, harp sanatını öğrenmek ve öğretmekle vazifelidir. Bu vazifenin ifası için lazım gelen tesisler ve teşkiller kurulur ve tedbirler alınır” şeklinde tanımlanmıştır.
  5. Bu görevlere ilave olarak Türk Silahlı Kuvvetleri;
    1. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/D Maddesi ile valilerin, “ilde çıkabilecek veya çıkan olayların, emrindeki kuvvetlerle önlenmesini mümkün görmedikleri veya önleyemedikleri; aldıkları tedbirlerin bu kuvvetlerle uygulanmasını mümkün görmedikleri veya uygulayamadıkları takdirde, diğer illerin kolluk kuvvetleriyle bu iş için tahsis edilen diğer kuvvetlerden yararlanmak amacıyla, İçişleri Bakanlığından ve gerekirse Kara Kuvvetleri Komutanlığının sınır birlikleri dahil olmak üzere en yakın kara, deniz ve hava birlik komutanlığından mümkün olan en hızlı vasıtalar ile müracaat ederek” yardım talebinde bulunmaları halinde kamu düzenini bozan her türlü toplumsal olayın engellenmesi maksadıyla kolluk güçlerine destek olmakta,
    2. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/J Maddesi ile “Genel kolluk kuvvetlerinin imkân ve kabiliyetlerini aşan durumlarda terörle mücadele için gerekli olması veya terör eylemlerinin kamu düzenini ciddi şekilde bozması hâlinde, İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine Cumhurbaşkanı kararıyla” Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevlendirilmesi durumunda, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda belirtilen yetkiler ile kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip olduğu yetkileri kullanarak verilen görevleri yerine getirmekte,
    3. Benzer şekilde, “Memleketin umumi emniyet ve asayiş işlerinden” sorumlu İçişleri Bakanı’nın, “bu işleri, kendi kanunları dairesinde hareket eden Emniyet Umum Müdürlüğü ile Umum Jandarma Komutanlığı ve icabında diğer bütün zabıta teşkilatı vasıtası ile ifa” edeceği ve “lüzum halinde Cumhurbaşkanı kararı ile ordu kuvvetlerinden” istifade edeceğine yönelik 3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 1’inci maddesi uyarınca, “umumi emniyet ve asayiş işlerinde” kolluk güçlerine destek sağlamakta,
    4. “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması” nedeniyle ilan edilen olağanüstü hal üzerine, 2935 Sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 21 ve 22’nci Maddeleri uyarınca valilerin “askerî birliklerden yardım istemesi halinde”, yardım istenen askerî birlikler “Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda belirtilen yetkiler ile kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip olduğu yetkileri kullanarak” olayların önlenmesinde kolluk güçlerine destek olmakta,
    5. Yer sarsıntısı, yangın, su basması, yer kayması, kaya düşmesi, çığ ve benzeri tabii afetlere 211 Sayılı İç Hizmet Kanunu Md.112 ve 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun Md.7 çerçevesinde yapılan yardımlara destek vermekte,
    6. 3497 Sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun Md.2 uyarınca kara sınırlarını korumak ve güvenliğini sağlamaktadır.

pasinler savaşı

Pasinler Savaşı ne zaman yaşanmıştır? Nedenleri ve sonuçları
Selçuklular ile Bizanslılar arasında yaşanan bu savaşın tarihteki önemi büyüktür. Yüzyıllık çarpışmalardaki ilk büyük meydan muharebesi olarak bilinir. Bizans'ın gücünü anlamak amacıyla yapılan bir savaş olarak da akıllara kazınmıştır. Pasinler Savaşı'nın nedenleri ve sonuçları aşağıda yer almaktadır. Bu savaşın tarihteki önemi ve hangi yıllar arasında kimlerle yapıldığına dair tüm b
Pasinler Savaşı öncesinde Bizans ordusu Anadolu topraklarında hâkimiyetini sürdürüyordu. Bu sırada devam eden Türk akınları ise Bizans ordusu tarafından durdurulmak isteniyordu. Ancak Büyük Selçuklu Devletinin amacı Anadolu'yu yurt edinmekti. Savaşın en büyük iki sebebi de budur.
Pasinler savaşı, 1048 yılında Erzurum sınırlarında bulunan Pasinler'de Büyük Selçuklu ve Bizans ordusu arasında yapılmıştır. Anca savaş sırasında Gürcü ve Ermeniler Bizans 
ordusunu desteklemiştir.ilgilere ulaşabilir

Tarihte yaşanan en önemli savaşlardan bir tanesidir. 18 Eylül 1048 tarihinde, Selçuklular ile Bizanslılar arasında yapılmıştır. ’nın nedenleri ve sonuçları tarih derslerinde öğrencilere anlatılmaktadır. Bu nedenle konuyla ilgili öğrenciler sık sık araştırmalar yapar.

moğl ve osmalı savaşı

lkemiz tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden geçiyor. Bu sıkıntıları atlatmak için moralli olmak lazım. Türk milleti tarihi boyunca birçok büyük felakete, krize maruz kaldı ama hepsinden bir şekilde çıkarak kendisini toparladı. Bunun en son örneklerinden biri 20. asrın başlarında yazılan Milli Mücadele destanıydı. 15 Temmuz'da da bir yenisi yazıldı. 
Tarihimizin en büyük felaketlerinden biri ise 

13. yüzyılda
MOĞOLLAR
Hunlardan itibaren Türk boylarıyla Moğol kabileleri arasında meydana gelen siyasi hakimiyet mücadelelerinde, Cengiz Han ortaya çıkana kadar genelde üstün olan taraf Türklerdi. Ancak Cengiz Han ve onun çocuklarının kurdukları Moğol devletleri birçok Türk devletini yıkıp, çeşitli Türk boylarını idareleri altına aldılar. Maveraünnehir bölgesinde Türklerin yaşadığı şehirler,  tarafından tahrip edildi ve milyonlarca Türk öldürüldü. Milyonlarca Türk ise batıya göç ederek canını kurtardı. Bu bölgedeki yeraltı sulama kanallarına varıncaya kadar her şey Moğollar tarafından yıkıldı, yakıldı.

çinlilerin savaşları

Japon-Çin savaşı, Çin’in iç istikrarsızlığından faydalanmak isteyen Japonya ve bölge ordusunun savaşla karışık yaptığı katliamdır. Japon askerlerinin savaş kazanıldıktan sonra bin bir güçlükle aldıkları Çinlilerin başkenti olan Nanking’de yaptıkları bu vahşete bütün dünya şahit olmuştur.Japon ve Çin hükümetleri arasında yaşanılanlardan sonra, Çin Milliyetçi Partisi başkenti Changgşing’e taşımıştır. 5 Kasım’da Japon ordusu harekâta devam ederek, Hangzhou Körfezine çıkarma yapmıştır. Japon genelkurmay başkanlığı Suzhou ile Jiaxing şehirlerini birbirine bağlayan bölgeye kadar ilerleme kararı almıştır. Alınan bu karardan sonra Japon ordusu 19 Kasım’da Suzhouy’u işgal etmiştir. Ardından Japon ordusu genelkurmay başkanlığını dinlemeden Wuxi şehrini de işgal etmiştir. 1 Aralık tarihinde Japon genelkurmay başkanlığı Nanjign’in işgaline karar vermiş ve Japonya 10 Aralıkta Nanjing’e de saldırmaya başlamışlardır. Nanking’de yapılanlar bir savaş değil adeta bir katliam olm
uştur. Bu olay tarihe Nanking Katliamı olarak geçmiştir.

mikrokefolon savaşı

miryokefalon savaşı ile ilgili görsel sonucuakın başlattığı 1071 Malazgirt zaferinden itibaren yurdun Türkleşmesi için öbek öbek Anadolu’ya akmaya devam ettiler. Bir yandan Bizans, entrika ve toprak kayıplarıyla uğraşırken, bir yandan ise Selçuklu Devleti Anadolu siyasi birliğini kurabilmek adına fetihlerine hız vermekteydi. Fakat Anadolu Bizans İmparatoru ve Selçuklu hükümdarının paylaşamayacağı kadar kıymetli bir kara parçasıydı. Bizans ve Selçuklu hükümranlıklarını ve yurdun kaderini değiştirecek olan ikinci savaş olan Miryokefalon Muharebesi sarp ve sığ geçitlerde Bizans ordularının büyük yenilgisiyle sonuçlanmıştı. 1176 Miryokefalon galibiyeti, Bizans için bir kıyım getirse bile Selçuklu Devleti diğer Türk beylikleriyle savaşmaya devam etmiştir. (1)Miryokefalon Muharebesi hakkında Türk ve İslam kaynaklarında ayrıntılı bilgiler olmamasına rağmen, bu galibiyet Türk tarihi ve Anadolu’nun Türkleşmesi için çok önemli bir adımdır. Devam eden Türk akınlarını durdurmak için harekete geçen Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, 1176 yılının bahar ayında büyük bir sefer hazırlığına girişmişti. Özellikle Doryleon ve Homa’nın kale şeklinde tahkim edilmesiyle başlayan tedbir alan imparator, Papa III. Alexandre’a mektup göndererek Haçlı ruhu ile Kılıç Arslan’a karşı ittifak çağrısında

6 Şubat 2020 Perşembe

Mısırlıların Savunma Taktiği

Genel bakış[değiştir | kaynağı değiştir]

Tarih öncesi çağda savaş ile antik çağda savaşı birbirinden ayıran, teknolojiden ziyade örgütlenme farklılığıdır. İlk şehir-devletlerin ve imparatorlukların kurulmasıyla savaşlar önemli değişikliklere uğramıştır. Başta Mezopotamya olmak üzere yeteri kadar tarımsal artı ürün sağlandığından, tam zamanlı yönetici elitler ve asker sınıfı ortaya çıkmıştır. Askerî kuvvetlerin çoğunluğunu hâlâ çiftçiler oluştursa da, topluluk yılın bir bölümünde bunların tarlada çalışmaktan çok savaşmasını destekleyebiliyordu. Böylece ilk düzenli ordular ortaya çıkmıştır.
Bu yeni ordular devletlerin büyümelerine ve merkezîleşmelerine yardımcı olacak ve Mezopotamya'da ilk imparatorluk olan Akkad İmparatorluğu kurulacaktı. Antik çağdaki ilk ordular, tarih öncesi çağda avlanmak için geliştirilen yayları ve mızrakları silah olarak kullanmaya devam edecekti. Eski Mısır ve Çin'deki ilk ordular da aynı şekilde gelişerek yoğun piyade kuvvetlerini yay ve mızraklarla donatacaklardı.
Antik çağ savaşlarında özellikle atlı orduların yaya ordular karşısındaki üstünlükleri, ve bu yüzden atın savaşlarda kullanımı bu dönemde hızla yayılmış olduğu dikkati çekmektedir.
Askeri strateji ve taktikler, beklenenin tersine doğrusal bir gelişme göstermiş değildir. Antik çağları izleyen dönemlerde -erken modern dönem olarak tanımlanan 15. ve 17. yüzyıllar arası- dönemlede bu strateji ve taktikler terk edilmiş görünmektedir. Antik çağ savaş strateji ve taktikleri, (bakınız, altbaşlık Strateji 18. yüzyıldan itibaren yeniden uygulamaya girmiştir. Erken modern dönem, müstahkem mevkilerde görülen patlamayla karakterize edilebilir ve dönemin genel çatışma tarzı, birkaç yüz kişilik akınlara dayanır. Bununla birlikte savaşlar daha sık görülür. 18. yüzyıl Avrupasında en uzun barış süresi 16 yıldır. 16. yüzyılda barış dönemleri 10 yıldan azdır ve 17. yüzyılda 4 yıldır.
Antik çağ strateji ve taktiklerine dönüş 18. yüzyıldan itibaren başlamış ve modern dönemlere kadar geliştirilerek sürdürülmüştür. Bu bağlamda bu strateji ve taktikler, özellikle 20. yüzyıl savaşlarının strateji ve taktiğin temel çıkış noktalarını oluşturmuştur. Clausewitz'in düşmanı savaşmaktan vazgeçirmek ya da düşman kuvvetlerini savaş alanında imha etmek tezleri, daha sonra yıldırım savaşı stratejisi ile geliştirilmiştir.

Deniz savaşları

Tarihte kaydedilmiş ilk deniz savaşı MÖ 1210 yılında geçmiştir. Hitit kralı II. Şuppililiuma Kıbrıs'tan gelen bir filoyu yenmiş ve tüm gemilerini yakmıştır.
İlk geniş çaplı deniz harekâtları Pers Savaşları sırasında görülmüştür. Yalnızca her iki taraftaki düzinelerce trireme'in birbiriyle mücadelesi değil aynı zamanda kara ve deniz harekâtları da bağlantılı olarak yapılmıştır. Antik çağlarda gemiler yalnızca sakin sularda ve ırmaklarda kullanılabiliyordu. Okyanuslar sınır ötesiydi. Donanmalar kara kuvvetlerine destek veriyor ve erzak taşımacılığı da yapıyordu. Kendi başlarına nadiren saldırıda bulunuyorlardı. Menzili sınırlı silahlar kullanıldığından deniz savaşları da aslında kara savaşları gibiydi ve çarpışmanın çoğu gemiye çıkan gruplar tarafından gerçekleştiriliyordu.
Pön savaşları ile birlikte açık denizlere de çıkılmaya başlandı. Roma o güne kadar daha çok İtalya yarımadası ile ilgilendiğinden deniz savaşlarına çok fazla eğilmemişti. Ticaret uygarlığı olan Kartaca ise geniş bir donanmaya sahipti. Romalılar Kartaca gemilerinin kalıntılarını inceleyerek etkili bir donanma kurmuşlardır. Düşman gemisine borda iskelesini yerleştirmek için corvus adlı bir alet de geliştiren Romalılar büyük avantaj sağladılar. Yakın döğüşte üstün olan Lejyonerler, kolaylıkla Kartaca gemilerine bordalayıp mürettebatı öldürebiliyordu.

5 Şubat 2020 Çarşamba

Romalıların savunma taktikleri

Arkaplan
Batı Roma İmparatorluğu, bitmek bilmeyen istilacı akınları sonucunda kısa sürede çökse de Doğu Roma istilacılara karşı kendini korumayı bilmiş, tehlike geçtikten sonra da eski gücüne kavuşup önemli fetihler yapmayı başarabilmişti. Bugün dünyada bilinenin aksine Bizans terimi bu imparatorluğu yönetenlere ve tebaasına yabancı bir kavramdı. Onlar kendilerine Romalı derdi ve kendilerini de Roma İmparatorluğu’nun devamı olarak görürlerdi. İberya ve İtalya’daki fetihler, onlara göre kaybedilen vilayetlerin geri alınmasından başka bir şey değildi.
Doğu Roma, Justinianus döneminde eski vilayetleri geri kazanma yolunda önemli atılımlar yapmışsa da devamlı olarak yükselen güçlerle karşı karşıya gelmek durumunda kalıyordu: Tuna havzasında Bulgarlar ve Peçenekler; Güney İtalya’da Normanlar; Afrika, Suriye ve Anadolu’da ise Araplar. Normanlara kaybedilen topraklar bir daha geri alınamamış ve hatta bu istilacılar Balkan topraklarına saldırılar düzenlemişti. Bulgarlar ve Peçenekler ise gerek rüşvet gerek diplomasi gerek de asker kiralama yöntemiyle bir şekilde kontrol altına alınabiliyordu. Araplar ise İstanbul’u bir kez kuşattıysa da bir daha o kadar ileri gidebilen bir ileri harekat yapamadı. Bunda en büyük sebep Roma’nın savunmaya dayalı stratejisinde yatar. Roma’nın savunma stratejisi, anahtar savunma mevzilerine dayanıyordu. Mısır ve Suriye gibi bölgelerin merkezden uzak oluşu, buradaki garnizonların Arap saldırılarına karşı kaderine terk edilmesine neden olmuştu ancak imparatorluk, Anadolu platosunda çok kuvvetli bir iletişim ağına sahipti. İstilacı bir ordunun sahrada tutunabilmesinin tek yolunun yağmalamak olduğu bir çağda tarım yapılmayan, pek az yerleşimin olduğu ve geceleri oldukça soğuk geçen bir platoda tutunabilmek hemen hemen imkansızdı. Bu statik savunma anlayışı Araplar karşısında işe yarasa da doğudan gelen yeni bir güç karşısında tamamen etkisiz kaldı: Türkler.
Tamamı hafif süvarilerden ve atlı okçulardan oluşan Türkler için Anadolu bozkırları Orta Asya’daki yurtlarından farksızdı. Kıt kaynaklarla uzun seferlere çıkıp yabancı yurtlarda konaklayabilirlerdi çünkü çok önemli bir avantajları vardı: Bozkır atı. Avrupa’daki cinslerine göre daha ufak ve kısa olan bu at türü kuvvetli ve süratli yapısıyla dikkat çeker. Fevkalade bir manevra yeteneğine sahiptir ki bu da bir atlı okçunun bir attan beklediği en temel özelliklerden biridir. Bozkırın göçebe halkları binek olarak kısrakları tercih eder. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi kısraklar daha yumuşak huyludur, yani kontrolü daha kolaydır. İkincisi ve daha önemli olanı ise süt vermesidir. At sütü, bozkır insanının temel besin kaynağıdır. Bir kısrak günde dört beş kez sağılabilir ve toplamda bir litreye yakın süt alınabilir. Uçsuz bucaksız coğrafyalarda hayatta kalabilmek adına bundan daha iyi bir çözüm olamaz.

Türk Savunma Taktikleri?

Türk Savaş Gelenekleri

Türkler, ordu-millet anlayışını benimsemiş ve tarih boyunca ordularına büyük önem addetmişlerdir. Kadim Türklerin göçebe yaşam tarzları dolayısıyla sürekli at üstünde ve askeri talimle geçen hayatları, bugün yerleşik düzende yaşayan Türk devletleri ve topluluklarının sahip oldukları toprakların temelini oluşturmuş ve bizleri şanlı bir mirasın varisçileri kılmıştır.
Türk Savaş Gelenekleriq
Türkler, diğer birçok millet gibi yalnızca savaşlarda toplanan ve sonrasında dağılan bir ordu yerine, kurumsallaşmış ve her türlü saldırıya karşı hazır bulunan bir ordu sistemini benimsemişlerdir. Büyük Hun Devleti ordusu bu anlamda kurumsal bir yapıda düzenlenen tarihteki ilk Türk ordusu olarak kayıtlara geçmiştir.
İlk düzenli Türk ordusu, Büyük Hun Devleti hükümdarı Mete Han tarafından10.000 atlıdan oluşan bir tümen olarak kurulmuştur. Türk tarihi açısından çok önemli bu durum nedeniyle Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş tarihi, Mete Han'ın tahta çıkış tarihi olan M.Ö. 209 yılı olarak kabul edilmiştir.
Türk Savaş Gelenekleri
Mete Han
İlk düzenli ordunun Tümen olarak adlandırıldığı bu sistemde ordunun başında "Tümenbaşı" bulunuyordu. Tümene bağlı olan 1000 kişiden oluşan birliğe "Binbaşı", Binli birliğe bağlı 100 kişiden oluşan birliğe "Yüzbaşı" ve her Yüzlü birliğe bağlı 10 kişiden oluşan Onlu birliğe "Onbaşı" rütbelerine sahip birer komutan emir komuta sistemi içerisinde kumanda ediyordu. Bu yapılanma günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından da kullanılmaktadır.
Atlı birliklerden oluşan ilk Türk ordularında Kılıç, kalkan, mızrak, ok ve yay gibi silahlar kullanılıyordu.

Türk Savaş Taktikleri

Türk savaş sistemi keşif, yıpratma-yorma savaşları ve baskınlar üzerine kurulmuştur. Süratin savaştaki öneminin fakında olan Türk orduları, atın sağladığı sürat avantajını çok iyi kullanmışlardır. Atlı birlikler savaş esnasında çok hızlı bir şekilde dağılıp toplanabiliyor, hareket halinde yaptıkları ok atışlarıyla savaşın kaderini belirliyorlardı.
Türk savaş stratejileri açısından savaş meydanının keşfini yapmak ve düşmandan önce savaş meydanına gelerek önemli noktaları tutmak asla ihmal edilmezdi. Coğrafi koşullar göz önünde bulundurulur, stratejik noktalar düşmandan önce tutulurdu.
Savaş esnasında Hilal Taktiği, Turan Taktiği ve Kurt Kapanı olarak adlandırılan yöntem kullanılırdı. Bu savaş stratejisi, Malazgirt Meydan Muharebesi, Niğbolu savaşı ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi'nde başarıyla uygulanarak diğer milletlerin ordularına da ilham olmuştur.
Hilal Taktiği (Kurt Kapanı-Turan Taktiği)
Türk Savaş Gelenekleri

Tarihte büyük Türk ordularının tamamında kullanıldığı şekliyle Osmanlı ordusu tarafından da sıklıkla kullanılan bir stratejidir.
Bu savaş stratejisi iki aşamalı olarak uygulanırdı. İlk aşamada "Sahte Ricat" olarak adlandırılan geri çekilme taktiği uygulanırdı. Okçu birlikler oklarıyla düşmanın savunmada kalmasını sağlar ve ardından öncü birlikler hücuma geçerdi. Öncü birliklerin kısa sürecek olan saldırısının hedefi düşman ordusunun mukavemetini test ederken yormak ve düşmanı pusu kurulacak alana çekmekti.
Kısa süren bu hamlenin ardından öncü birlik süratle geri çekilirdi. Atlı birlikler sahte kaçış esnasında ok atışlarıyla büyük kayıplar verdirirlerdi. Düşman pusu kurulan alana kadar çekildiğinde emir komuta zinciri kopuyor ve düşman ordusu tamamen düzensiz hale gelmiş oluyordu.
Durumu farkeden düşman ordusu için artık çok zorlu bir süreç başlıyordu. Türk ordusu artık "İmha" aşamasına geçiyor ve düşmanını alt etmek için birkaç saat yetiyordu. Coğrafi koşulları çok iyi kullanan Türk ordusu, stratejik noktalara kurduğu pusu sayesinde herşeyin bittiğini farkeden düşmanını tamamen imha ediyordu.
Yarım Çark Taktiği
Türk Savaş Gelenekleri

Bozkır Taktiği olarak da adlandırılan bu stratejide düşman ile vücut teması sağlanmıyordu. Düşman kuvvetlerine ok atım mesafesi olan  40-50 metre mesafede konuşlanan atlı birlikler, bir halka şeklinde sürekli hareket halinde oluyordu. En önde olanlar oklarını attıktan sonra yerini ardından gelenlere bırakıyor ve tekrar döngü başa dönene dek okunu yayına yerleştirirken dinlenme fırsatı buluyordu.
Yarım Çark taktiği; Hun, Göktürk, Uygur, Gazneli, Karahanlı ve Selçuklu tarafından birçok harpte kullanılmış bir yöntemdir.
Kurtcebe Taktiği
Türk Savaş Gelenekleri

İlk olarak Rus ordularına karşı uygulanan bu strateji, düşmanın güçlü ve sayıca üstün olduğu durumlarda uygulanıyordu. Türk ordusu düşman unsurlarına karşı küçük gruplara dağılarak savaş alanını genişletirdi. Bu duruma uyum sağlamaya çalışan düşman ordusu alanı genişletmek için yayıldığında pozisyonunu kaybeder ve düzensiz hale gelirdi. Savaş geniş bir alanda başladıktan sonra Türk atlıları süratle birleşerek tek bir noktadan saldırıya geçer ve şaşkınlık yaşayan düşmanına karşı hakimiyeti ele geçirirdi.
SAD Planı
SAD harfinden esinlenilerek hazırlanan bu stratejide atlı birlikler düşmanın kaçış güzergahını tutmak için SAD harfinin kuyruk bölümüne konuşlanırdı. Sarma ve saldırı harekatı olarak düzenlenen bu planda ordunun bir bölümü SAD harfinin güneyine, diğer bölümü doğusuna konuşlanırdı. 
Büyük Taarruz’da başarıyla uygulanan bu strateji, Yunan ordusunun savaşı kaybetmesine neden olan taktik olarak tarihe geçmiştir.
İlk olarak Rus ordularına karşı uygulanan bu strateji, düşmanın güçlü ve sayıca üstün olduğu durumlarda uygulanıyordu. Türk ordusu düşman unsurlarına karşı küçük gruplara dağılarak savaş alanını genişletirdi. Bu duruma uyum sağlamaya çalışan düşman ordusu alanı genişletmek için yayıldığında pozisyonunu kaybeder ve düzensiz hale gelirdi. Savaş geniş bir alanda başladıktan sonra Türk atlıları süratle birleşerek tek bir noktadan saldırıya geçer ve şaşkınlık yaşayan düşmanına karşı hakimiyeti ele geçirirdi.